• Per. Nis 3rd, 2025

Çocukluğun Lezzeti ve Eriştenin Kökenleri: Makarna Üzerine Bir Aile Hikayesi

ByBaran Öztürk

Nis 2, 2025

Dijital çağ öncesi, 20. yüzyılın ortalarında, kardeşim Hal ile benim için Zenith televizyonumuzun önündeki ahşap sehpa, adeta bir ziyafet masasıydı. En keyifli zamanlar, Cumartesi sabahları saatlerce Warner Brothers çizgi filmlerini izlediğimiz anlardı. Bir yandan Kanal 56 WLVI’de çizgi filmleri izler, bir yandan da yavaşça Cocoa Puffs, Apple Jacks, ardından Quisp ve Quake mısır gevreklerini yerdik.

1953 yılında Swanson firması tarafından piyasaya sürülen “TV yemekleri”, bölmeli alüminyum tepsisinde tavuk parçaları, bezelye, küp havuç ve pütürlü patates püresiyle bize hitap etmiyordu. Neyse ki annem, bizim damak tadımıza en uygun seçimin “makarna ve tereyağı” olduğunu kısa sürede keşfetti.

O dönemlerde evimizde “makarna” dendiğinde genellikle dirsek şeklinde ya da boruya benzeyen makarnalar anlaşılırdı. “Yumurta eriştesi” ise melek saçı kadar ince, neredeyse spagetti inceliğinde olurdu. Ve spagetti ise adı üstünde, gerçek spagettiydi. O kadar seçici yiyicilerdik ki, makarnamızın üzerine peynir konulmasını bile istemezdik. Hatta kardeşim, tereyağı fazla gelirse yemeğini reddedecek kadar titizdi. O dönemin çocukları olarak, masada büyüklerin gözetiminde “tabağını bitirme kulübü”nün mecburi üyeleriydik. Yemek seçmek hoş karşılanmaz, hatta çoğu zaman görmezden gelinirdi. Ben de sıkça havuç dilimlerini ya da fasulye gibi sevmediğim sebzeleri gizlice peçeteme sarardım.

Kilerimizde ise indirimdeyken alınmış Chef Boy-Ar-Dee konserve makarnaları bulunurdu. Ancak ben bu tür konserveleri pek sevemedim. Buna rağmen şu jingle’ı söylemek eğlenceliydi: “Çocuklar ne der, acıktığında? / Uh-oh / Spaghettios!”

Eriştenin Binlerce Yıllık Hikayesi

Eğer kökeniniz Çin’e dayanıyorsa, bundan yaklaşık 200 nesil önce, büyük büyük büyükanneniz bir erişte kasesiyle tanışmış olabilir. 2005 yılında, Çin’in kuzeybatısındaki Lajia arkeolojik alanında 4000 yıllık bir toprak kap içinde erişte bulundu. Nature dergisinde yer alan makaleye göre, geç Neolitik döneme ait bu kapta bulunan erişte örneği oldukça iyi korunmuştu.

Bilim insanları, kapta bulunan bol miktardaki tohum kabuğu kalıntılarını ve nişasta tanelerini inceleyerek eriştelerin darı unundan yapıldığını belirledi. Yani bölgede öğütülmüş darı ununun hamura dönüştürülüp ince uzun şeritler halinde erişteye dönüştürülmesi 4000 yıl önce bile bilinen bir yöntemdi.

Özetle, bugün dünya mutfaklarında baş tacı edilen makarnanın yayılmasında Çinli ustaların payı büyük.

Makarnanın Mitolojik Kökleri

Daha da ilginci, antik Yunan mitolojisinde makarnayla ilişkilendirilen tanrı Hephaistos! Roma mitolojisinde Vulcan olarak bilinen bu aksak demirci tanrı, örsünde irmik hamurundan makarna şeritleri dövermiş. Görseli hayal etmek bile gülümsetiyor. Yine de bu unlu nimetin asıl tanrıçası olarak, hasat ve evin koruyucusu Demeter’i düşünmek daha mantıklı olurdu. Zira Demeter her zaman tahılla betimlenmiştir.

Milattan sonra 2. yüzyılda yaşamış olan Yunan hekimi Galen, yazılarında “itrion” (Latince “itria”) adlı bir yiyecekten söz eder. Silvano Serventi ve Francoise Sabban’ın 2000 yılında yayımlanan “Pasta — Evrensel Bir Yemeğin Hikayesi” adlı eserinde belirttiği gibi, Galen’in bu ifadeyle kastettiği şey, un ve su karışımından oluşan her tür hamur işi olabilir.

Bu da demektir ki, çoğu kişinin sandığının aksine, 13. yüzyılda Marco Polo’nun Çin’den dönerken yanında makarnayı getirdiği efsanesi doğru değildir. Çünkü makarna o dönemde zaten Akdeniz dünyasında mevcuttu!

Sonuç: Bir Lezzetin Kültürel Yolculuğu

Bugün dünya genelinde sofralarda yer alan makarnanın tarihi, hem kültürel hem de coğrafi açıdan oldukça zengindir. Evde basit bir “makarna ve tereyağı” tarifiyle başlayan çocukluk anılarımız, binlerce yıl öncesine dayanan bir geleneğe bağlı. Çin’in Neolitik çağ mutfaklarından Yunan mitolojisine kadar uzanan bu lezzetli yolculuk, insanlık tarihinin ortak paydalarından biri haline gelmiş durumda.